En son yazdığım ve yayınladığım (mısralı) şiirlerden oluşan kitap Mahşermatik Ebabil Yayınları’ndan Eylül 2021’de çıktı. İlgilisine tadımlık bir bölüm aşağıda mevcuttur. Kitabı web üzerinden satın almanız daha kolay olacaktır.
(daha…)ve de ki!
anti-şiir ve anti-yaşam
recent posts
about
-

-

Eşyamızın yer değiştirirken yanımızda olacağını bilmek ancak Krallara, Mısırlılara özgü bir perspektif, bir ulviyet kurgusu ister. Dünyanın mümkünlerinin tükenmesi nesne ile kelime, kelime ile biz arasındaki bağı zedelemekte. İnce ayarlı sözlükler, artık ifade edilecek şeyi kalmadığından “namevcutlaştırılmış” “mücerretleştirilmiş” bir dil’in o kara kuru nesneleri, şeyleri, nefsimizin levazımını, ihtişamından yekûn olarak hesapsızca kaybetmiş kral odalarını simgeler. Dünyanın yüzüne yayılmış ve her denkin yavaş yavaş azalttığı orjinallik, tıpkı sanat eserinin adileşmesi, sefihleşmesi ve avamlaşması gibi kelimeleri – o el değmemiş sandığımız olasılıkları- de tüketir. Müzelerimizde gördüğümüz bunca alelade şey, toplandıkları anın ve Dünyanın görüntüsünün, gündelik yaşamın telaşlarını değil, kopmakta olan fırtınadan son anda kurtarıldıkları hissi ile gözlerimizi kamaştırır (onlar sığınmış, müze de onları sığıntı olarak almıştır). Büyük Padişahların kitaplıkları, odaları bu zamanın içinde de aynı başıboşlukla görünürler gözümüze. Bağlamları olmadığı için gözlerimiz, onları bağlamın o iç çukuruna çeker, meydan okur onlara. Az sonra evde kullanacağımız yüksek teknoloji telefonun, ilk telefona olan afrası tafrası bizim dilimize pelesenk olur. Bilim-kurgu yazarının kendine vehmedemeyeceği bu böbürlenme, bizi “ilerlemiş” kılar.
(*) 2004
-

Sana bir üslûp önermem gerektiğini düşündüğüm şu anda, aslında belki de senin gibi, ben de bir üslûbu olan şeyin baskıcılığından şikâyet ediyor, kalıplara doğru genişlemiş ya da belirli bir kalıp düşüncesinin içinde yoğuşmuş ya da dağılmış olan Yaşam’ın kendisini düşünüyorum. Yazma etkinliğinin düşünce ile düşünceden öte sezişle, sezgiden önce diğerlerinin yazdıkları ile olan bağlantısı, beni sana böyle ufak uyarılar yapmaya itiyor. (daha…)
-

Rüyamda, Ahmet Hamdi Tanpınar, elimden tutup, beni tuhaf ve saçma bir dekorla toparlanmış, nesnelerin yığıldığı, adını bilmediğim ve okuyamadığım markalarla bezenmiş eşyaların, gaz lambalarının, pikapların, şemsiyelerin, artık yinelene yinelene çürümüş devrim sloganlarının yapışık olduğu pankartların, aylaklık üzerine Osmanlıca yazılmış kitapların, cilt cilt, fersah fersah parşömenlerin, yazı masalarının ve kenarları bilerek kopartılmış gergeflerin ortasında yükselen Mümtaz’ın cesedinin yanına götürdü.
-

Genç birinin şiir ile ilgili deneyimi nerede başlar, nerede sonlanır, bunlar muğlak geliyor bana artık. Şiire başlarken insanlar, Yazılı Kültür dünyasına girdiklerini fark ederler. En azından Yazı ile ilgili bir şey yaptıklarını, bir sanat icra edeceklerini düşünürler. “Şöyle şiir söyleyeceğim, böyle şiir söyleyeceğim” diyerek şiire başlayanların çoğu Posta Gazetesi’nin şiir köşesine ait olarak kalırlar ya da taşra dergilerinin kasvetli, ışıksız sayfalarında. Bunu bir küçümseme olarak söylemek değil elbet derdim, fakat Türkiye’de şiir ancak kentlerde yazıldığı hali ile bir tarihsel olgunluk sunabiliyor. Şiir Tarihi, Cumhuriyet döneminden hatta Enderunlu Vasıf zamanından beri Şehirli İnsan’ın şiiri. Hatta sanat, modern zamanda özü itibarı ile kentli sınıfların işi, yaşayışı ile ilgili.
-

Hece’deki söyleşide [Aralık 2018 Hece Edebiyat sayısında yayınlandı] kafama yatan ve daha sonra Son Barbar: Görsel Şiir’in içeriğini tekrar ele aldığımda iyice kanî olduğum durum şudur: Görsel Şiir, 2018 yılının sonunda ya da 2019 yılın başından itibaren bir şekilde edebiyat hayatımızın ve şiir tarihi dediğim “yanlış-bilinç-üretecinin” dışına çıkmalıdır. Son Barbar: Görsel Şiir kitabı eğer yayınlanma aşamasına gelebilir ise bu daha net anlaşılacaktır, öyle umalım.
(daha…) -

Olasıdır ki şiir ile aramdaki ilişkiyi -zaten artık hiç bir zemini ve iddiası olmayan- son kez bitirme gayreti bu yazı. Yayınladığım kitapları ve şiirleri bir şekilde derleyip toplayıp, bir kitap haline getirdim. Ben, zannediyorum, Cöntürk’ün “başarı şansı görünmüyor” dediği şairlerden oldum ya da olmak yolunda büyük mesafe aldım. Bunu itiraf etmek ya da kendimi yerden yere vurmak istemiyorum. En azından çok şey denemiş biri olarak o kadar da “hacı-yatmaz” kötüsü olmadığımı düşünüyorum.
(daha…) -

Güncelleme: Büt’an Şiirleri, 30 Mayıs 2018 tarihinde Ebabil yayınevi tarafından yayınlandı. Kitabın dağıtımı Haziran’ın ilk haftalarında tamamlanacak. Her zaman önerdiğim şekli ile kitabı internet üzerinden edinmeniz daha uygun olacaktır.
Kitabı her zamanki gibi D&R, ideefixe ve kitapyurdu.com adreslerinden satın alabilirsiniz, meşrebinize kalmış.
(daha…) -

Kaldığım yerden devam etmek gerekir ise, çağdaş vaktin bize dayattığı gösteri ve onun bir şekilde tamamen kendisinin devamını saplantı haline getiren yordamı [araçları, mecraları, gösterge seti vb.] pikselleştirilebilir ve sonra sayısallaştırılabilir hali ile şiirin ve şairin canına okuyor, okumakta.
(daha…) -

Yıllar geçtikçe mısralı şiir yazma konusunda insan daha isteksiz oluyor. Özünde, gerçek-zamanlı bir mısralı şiir peşinde olduğum için bir şiiri yazmaya başlamam ile onu tamamlamam arasında Yahya Kemal türü bir “ömür” geçmiyor. Çünkü biz, onun gibi kadîm sayacağımız bir geçmişin sularında yolculuk etmiyoruz, şimdi ve burada yaşıyoruz. Bizim için -en azından kendi kuşağımdan şairler için- Tarih’in monolitik bir yapısı falan yok. Geçmiş, kendi heybetini üzerimizde deneyemiyor artık. Bugün ve şimdi, geleceğin nasıl olabileceğine dair ufak ipuçları vermekten başka, yaşantımızın esasına dair hiç bir şeyin etkili olmasına izin vermiyor.
(daha…) -

Daktilo ile yazmaya geçişim çok hızlı oldu sayılır. 1992 ya da 93 gibi. Olivetti marka bir daktilom vardı ve şimdi arşivleri karıştırdığımda görüyorum ki neredeyse bin sayfaya yakın daktilo ile yazılmış metin var. Yani bir tam bir çöplük!
Defterlerimin çoğunu –her cins yazar gibi- ben de saklarım, sakladım. Bir şeye tanıklık edeceklerinden değil, ama yine de bir çeşit kerteriz noktası olarak. İnsanın kendi arşivlerine çöplük demesinin pek de hayırlı bir iş olmadığını biliyorum, ne de olsa büyüklerden bildiğimiz bu tür şeylerin “ileride” pek fazla işe yarayacağı meselesidir. Orasını da bir kenara koyalım şimdilik.
(daha…) -

Söz, Yazı ve Resim arasındaki ilişki modern sonrası zamanda (21. Yüzyılın mecra ağırlıklı yaşantısı, internet, televizyon vb.) kendi okuma ve yazma araçlarını yaşantımıza sokan gündelik sayesinde yepyeni bir boyuta erdi. Eskiden kentli, küçük burjuva ve batılı sanatçının uhdesinde gibi görünen yeniden üretme ya da yerinden etme, birleştirme, koparma, yapıştırma ve sanatsal anlam üretebilme, parodi vb. gibi araçlar kitleselleşti. Çok boyutlu bu yeni okuma ve yazma etkinliği yeni edebi türleri ve yeni poetikaları da önümüze serdi.
(daha…) -

Yazı yazmaya, çeşitli dergilerde görünmeye, şair olarak tanınmaya (her ne kadar bundan pek hoşlanmasam da) uzun zaman önce başladım. Şairliği bir persona, bir mizaç meselesi falan olarak görmedim. Bizden önceki kuşaklar gibi de şiirden bahsederken bahsedilen şeyler için şiiri kurban etmedim. Öykü yazdım fakat bunda başarılı olamadım. İlginçtir, öykücülüğün ya da anlatı yazarlığının bir şekilde sürdürülebilir bir tarafı yokmuş gibi geldi bana. (daha…)
-

Mutat Vaska, kalan son parasıyla, alabileceği en kötü kahve ile birlikte, elinde poşetlerle, alamadığı şeylere biraz üzülerek, evine doğru yola çıktı. Sırf iki üç dakika daha fazla konuşabilmek için lafı uzattı da uzattı markette. Gereksiz sorularla kasiyerin canına okudu ve bu da onun renksiz hayatının en eğlenceli kısmı olmaya başladı son birkaç aydır. İşten atılmasından bu yana ne yapsa para kazanamıyordu. Pek arkadaşı yoktu, oturduğu ev öyle misafir davet edilecek bir ev değildi ve tek odası olan köhne bir evde, kitapları ile birlikte mutsuz ama sakin bir aydan sonra, çıldırmaya başlamıştı. Yani sıradan bir gün sonunda, sıradan yolculuğunu, çok sıradan bir şekilde kapısını açarak bitirdi ve içeri girdi.
-

Uçucu bir şey şiir. Aslında kağıt olmasa, Dil yetisinin çeşitli mekanizmaları -bellek ekonomisi ve ritim- arasında ufalanıp gidebilir. kimi zaman gündeliğin içinde insan, böyle dil daktilolandırmalarına gelmeyecek sözlü kültür ürünü şeyler geçiriyor aklından. Eski şairler gibi elde defter ya da küçük bir kağıda iliştirilebilecek, fakat böyle kayıt altına alınmadığında da yok olup gidecek parçalar, kesitler ya da ne ise işte. hemen oracıkta bir zar oyunu, ya unutulacak ya da Dile yapışacak. (daha…)
-
Hars’ı son kez tekrar kapattım. Neden yaptığımı bilmiyorum, fakat siteye baktığımda içimin sıkıldığını, bir şekilde o atıl halinin bile beni yorduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İşin teknik tarafının bir lanet gibi üzerime yapışması ise işin daha da çıkmaza girmesini sağladı. Bir web sitesinin eski teknolojilere (matbu) bakıldığında daha “kolay” halledilebeceğini düşünür insan, fakat eğer sıfırdan bir olay (görsel şiir) ve onun yanına da bir topluluk inşa ediyorsanız, iş hiç de kolay değil. Güncellemesi, yeni özelliği, yazıların tasnif edilmesi ve işin “sosyalleşemesi” 2004 yılında başlayan o maceranın yedeğindeki sürekli işlerden biri oldu benim için. Kişisel web sitesi olsa bile bir ton detayı olan şey için, bir sürü insanın yazı/şiir/yorum ürettiği bir içerik makinasına dönmesi sırasında bütün enerjimi ve heyecanımı harcadım. ve bitti. rahat olun yani. (daha…)
-

Fallout dünyası, itiraf etmeliyim ki edebiyatın yerini alabilecek her şeye sahip. hatta ileri gidilebilir, yaşantının yerini alabilecek ve kafa dinlemek için gidilebilecek bir akıl hastanesi odası ya da tımarhane simülasyonu olabilir. evet. tüm o gerçekdışılığı ile Çorak Ülke, edebiyatı edilgenliğinde ve zihinsel bir eylem olarak görmekten sıkılan için yeni mecra ve yeni mekan. yeni anlatı. (daha…)


